PROMOSYON
MEHMET GÜRBÜZ
Köşe Yazarı
MEHMET GÜRBÜZ
 

KİPOTSİD ENAHRAMIT

KİPOTSİD ENAHRAMIT   *Ağılşab adnos ziğeceleg…   Bazen olur mu size de arada? Ya dünya size göre değil, ya siz dünyaya göre… Ya bu dünyadan değilim, ya başka dünyadan… Ya insanlıktan utanır, ya insandan… Ya gitmeliyim, ya da kalmamalıyım…   Modernist romancı Elias Canetti’nin, Nazi yönetimi tarafından yasaklanan, “Körleşme” adında bir kitabı var. Körleşme, ‘dehşet’in romanıdır. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun/kızının aşağılanması, romanın ana fikrini oluşturur. Tek tutkusu kitapları ve bilim olan roman kahramanı Prof. Kien'in, yaşamına giren hizmetçi kadından (Therese) kurtulmaya çalışırken; sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olması ve yıkıma sürüklenmesi anlatılır.   Dünyamızda bir nevi öyle… Savaş, kan, gözyaşı, acı…   Yayılmacılığın ve sömürgeciliğin ağababası, dünya jandarması Sam Amca –Amerika- ve ipleri elinde tutan, geçmişin zulümzedesi şimdinin zulmedeni –İsrail- gibilerin dünyaya kök söktürüp felaketin eşiğine getirmesi. Hele, geçmişinde soykırımın eşiğinden dönmüş bir ulusun, halkın –Yahudi- (anti parantez: elbette burada halkın tamamı kastedilmemektedir; kastedilen yönetici, karar verici pozisyonunda olanlar ve siyonist rejimdir) başka halklara aynı zulmü hak görmesi. Hüseyin Aygün, dünün mazlumunun bugünün zalimi noktasına gelmesi sürecini, Birgün’de kaleme aldığı “Yahudi Tragedyası” başlıklı yazısında çok güzel özetlemiş (www.birgun.net/makale/yahudi-tragedyasi-707116). Başta romanına atıf yaptığımız Nobel ödüllü yazarın; bu dünyaya birçok bilim insanı, önemli kişilik yetiştiren ve buluş armağan eden bu halktan olması da, işin bir başka trajikomik yanı.   İnsanın insana yaptığı, hele hele çocuklara yapılanlar akla zarar. Hoş, gücü ele geçirseler, diğerleri de masumiyetten çok uzak.   Dünya böyle de, bizim yurt farklı mı? Her gün kavga, gürültü, patırtı, öfke, cinayet, karmaşa, hukuksuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik, insan hakkı ihlali gırla. Birincil sorumluluk iktidarda; ama umut taciri muhalefette baskı altında, iç çatışma, hesaplaşma sorunsalında.   İşte, üstünde yaşadığımız, havasını soluduğumuz yaşlı dünyanın hal-i pürmelali… Daha doğru bir deyişle, dünyanın yaptığı bir şey yok da, sorun insanımsılarda…   İnsanlık çıldırmış olmalı; tam bir distopya, tam bir tımarhane. Ütopikten geçtik, distopik olmasın bari…   Gencebay’ın “Batsın Bu Dünya!” metaforunu istemekten başka çare yok sanırım. Batsın bu b.ktan yalan dünya; doğsun daha adil, daha özgür, daha insancıl, daha sevecen, daha keleş, daha gıcır ve ütopik dünya.   Kozmos içinde dünyamız, okyanusta damla kadar. Bunun içinde başka yaşam formları da var, diye inanıyorum –ki bunun için de birçok bulgu mevcut. Şaka olsun, diye söylemiyorum; en büyük hayalim, dünya dışı uzaylı bir varlıkla, dünyada ilk röportajı yapan gazeteci olmak. Uzaylılara soracağım birçok sorunun yanında, en çok merak ettiğim; sizin gezegen de bizimki gibi mi? Değilse, beni de gezegeninize kabul eder misiniz?   Dünyada yaşanılası birçok güzel şey, güzellikler de var. Zaten yaşama tutunmamızı sağlayan bunlar değil mi? Ne kadar karamsar olsak da, yine de enseyi karartmamak, umudu bırakmamak lazım. Yazar Yaşal Kemal, “Umutların öldüğüne iyice inandığın bir anda insanlık, binbir yönden açan bir ışık-umut çiçeğiyle birden aydınlanıverir...” demiş. Umut fakirin ekmeği olsa da, olumlu bir zihin, olumlu bir yaşam bırakır.   Bilemiyorum; belki de bu dünyayı çok da şey yapmamak, kafaya takmamak, sorgulamamak, maytap geçmek lazım. Cem Karaca şarkısında dediği gibi: İşte geldik, gidiyoruz / Bilinmez bir diyara / Eskiden karpuz idik / Şimdi döndük biz hıyara…   Sahi, sen bu dünyadan mısın?   *Başlık yazıyı okuttururmuş, tersten oku!..
Ekleme Tarihi: 24 Nisan 2026 -Cuma

KİPOTSİD ENAHRAMIT

KİPOTSİD ENAHRAMIT

 

*Ağılşab adnos ziğeceleg…

 

Bazen olur mu size de arada? Ya dünya size göre değil, ya siz dünyaya göre… Ya bu dünyadan değilim, ya başka dünyadan… Ya insanlıktan utanır, ya insandan… Ya gitmeliyim, ya da kalmamalıyım…

 

Modernist romancı Elias Canetti’nin, Nazi yönetimi tarafından yasaklanan, “Körleşme” adında bir kitabı var. Körleşme, ‘dehşet’in romanıdır. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun/kızının aşağılanması, romanın ana fikrini oluşturur. Tek tutkusu kitapları ve bilim olan roman kahramanı Prof. Kien'in, yaşamına giren hizmetçi kadından (Therese) kurtulmaya çalışırken; sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olması ve yıkıma sürüklenmesi anlatılır.

 

Dünyamızda bir nevi öyle… Savaş, kan, gözyaşı, acı…

 

Yayılmacılığın ve sömürgeciliğin ağababası, dünya jandarması Sam Amca –Amerika- ve ipleri elinde tutan, geçmişin zulümzedesi şimdinin zulmedeni –İsrail- gibilerin dünyaya kök söktürüp felaketin eşiğine getirmesi. Hele, geçmişinde soykırımın eşiğinden dönmüş bir ulusun, halkın –Yahudi- (anti parantez: elbette burada halkın tamamı kastedilmemektedir; kastedilen yönetici, karar verici pozisyonunda olanlar ve siyonist rejimdir) başka halklara aynı zulmü hak görmesi. Hüseyin Aygün, dünün mazlumunun bugünün zalimi noktasına gelmesi sürecini, Birgün’de kaleme aldığı “Yahudi Tragedyası” başlıklı yazısında çok güzel özetlemiş (www.birgun.net/makale/yahudi-tragedyasi-707116).

Başta romanına atıf yaptığımız Nobel ödüllü yazarın; bu dünyaya birçok bilim insanı, önemli kişilik yetiştiren ve buluş armağan eden bu halktan olması da, işin bir başka trajikomik yanı.

 

İnsanın insana yaptığı, hele hele çocuklara yapılanlar akla zarar. Hoş, gücü ele geçirseler, diğerleri de masumiyetten çok uzak.

 

Dünya böyle de, bizim yurt farklı mı? Her gün kavga, gürültü, patırtı, öfke, cinayet, karmaşa, hukuksuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik, insan hakkı ihlali gırla. Birincil sorumluluk iktidarda; ama umut taciri muhalefette baskı altında, iç çatışma, hesaplaşma sorunsalında.

 

İşte, üstünde yaşadığımız, havasını soluduğumuz yaşlı dünyanın hal-i pürmelali… Daha doğru bir deyişle, dünyanın yaptığı bir şey yok da, sorun insanımsılarda…

 

İnsanlık çıldırmış olmalı; tam bir distopya, tam bir tımarhane.

Ütopikten geçtik, distopik olmasın bari…

 

Gencebay’ın “Batsın Bu Dünya!” metaforunu istemekten başka çare yok sanırım. Batsın bu b.ktan yalan dünya; doğsun daha adil, daha özgür, daha insancıl, daha sevecen, daha keleş, daha gıcır ve ütopik dünya.

 

Kozmos içinde dünyamız, okyanusta damla kadar. Bunun içinde başka yaşam formları da var, diye inanıyorum –ki bunun için de birçok bulgu mevcut. Şaka olsun, diye söylemiyorum; en büyük hayalim, dünya dışı uzaylı bir varlıkla, dünyada ilk röportajı yapan gazeteci olmak. Uzaylılara soracağım birçok sorunun yanında, en çok merak ettiğim; sizin gezegen de bizimki gibi mi? Değilse, beni de gezegeninize kabul eder misiniz?

 

Dünyada yaşanılası birçok güzel şey, güzellikler de var. Zaten yaşama tutunmamızı sağlayan bunlar değil mi? Ne kadar karamsar olsak da, yine de enseyi karartmamak, umudu bırakmamak lazım. Yazar Yaşal Kemal, “Umutların öldüğüne iyice inandığın bir anda insanlık, binbir yönden açan bir ışık-umut çiçeğiyle birden aydınlanıverir...” demiş. Umut fakirin ekmeği olsa da, olumlu bir zihin, olumlu bir yaşam bırakır.

 

Bilemiyorum; belki de bu dünyayı çok da şey yapmamak, kafaya takmamak, sorgulamamak, maytap geçmek lazım.

Cem Karaca şarkısında dediği gibi:

İşte geldik, gidiyoruz / Bilinmez bir diyara / Eskiden karpuz idik / Şimdi döndük biz hıyara…

 

Sahi, sen bu dünyadan mısın?

 

*Başlık yazıyı okuttururmuş, tersten oku!..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mutajans.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.